Sayfalar

Türk İslam Birliği Kürt Kardeşlerimize Neler Getirecektir?


Türk İslam Birliği'nden bahsedildiğinde bir kısım kişiler, "Peki ya Kürtler bu birlikte yer almayacak mı?" gibi cahilce bir soruyla ortaya çıkarlar. Bu soru, birliğin amacını ve hedeflerini tam olarak anlamamalarından kaynaklanmaktadır.
Türk İslam Birliği kurulduğunda içinde ilk yer alacak topluluklardan biri Kürt kardeşlerimiz olacaktır.
kürt halkı
Türk İslam Birliği'nin içinde ilk yer alacaklar Kürt kardeşlerimiz olacaktır. PKK'nın onlara yıllardır empoze etmeye çalıştığı ikinci sınıf vatandaş yakıştırmasından ve PKK baskısından kurtulacak ve kardeşçe, huzur, bolluk ve refah içinde yaşamanın güvenliğini tadacaklardır.
Kürt kardeşlerimiz, hem Türk hem de Müslüman kimlikleriyle zaten doğal olarak bu topluluğun içindedirler. Söz konusu söylemler her zaman olduğu gibi Kürt kardeşlerimizi bizden ayrı göstermeye çalışan hastalıklı zihniyetin ürünüdür. Bu tarz yaklaşımlara asla izin vermemeli, Kürtlerle Türkler arasına nifak sokmaya çalışan art niyetli kimselerin çabaları boşa çıkarılmalıdır.

Sonuç



Dünya tarihinde komünist ideoloji kadar dünyayı sarmış ve geniş toplulukları etkisi altına almış bir başka deccali felsefe olmamıştır. Bu öyle bir felsefedir ki, İslam alemini de, Hıristiyan ve Musevi alemini, putperestleri, ateistleri, Budistleri, kısacası her dinden, her kültürden ve her inançtan insanı da esareti altına almıştır ve kimse komünist ideolojinin karşısına çıkıp da dur diyememiştir.
Komünist ideoloji ilk ortaya çıktığı günden bu yana kesintisiz bir şekilde varlığını sürdürmüştür. Kimi zaman ön planda olmuş iktidarı ele geçirmiş, kimi zaman geri adım atmış gizliden gizliye faaliyetlerini devam ettirmiş, ama hiçbir zaman yok edilememiştir. Gerek 20. yüzyıl gerekse içinde bulunduğumuz ve deccalin etkisinin bütün dünya tarafından görüldüğü ahir zaman, bu kanlı ve tehlikeli ideolojinin en vahşice, en acımasızca yaşandığı dönem olmuştur. Dünyanın pek çok ülkesi açık veya gizli bir şekilde komünist ideolojiye teslim olmuş durumdadır. Komünizmin altyapısını oluşturan Darwinizm ise bütün ülkelerin resmi ideolojisi haline gelmiştir. Ülkeler, komünist diktatörleri eleştirirken, onları besleyen fikir sistemini, yani Darwinizm'i ve materyalizmi kendi okullarında kendi çocuklarına bilimsel bir gerçekmiş gibi öğretmektedirler. Darwinist bir temel eğitim alarak yetişen çocuklar, materyalist komünist zihniyete çok kolay geçiş yapmakta, ülke idareleri, kendi elleriyle sürekli yeni komünist militanlar yetiştirmektedir.
İşte bu nedenle de içinde bulunduğumuz yüzyılda, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)'in bildirdiği ahir zamanın en büyük alametlerinden biri gerçekleşmekte, dünya herc-ü merc içinde felaketlere sürüklenmektedir. Ülke yöneticileri kendi halklarını katletme emirleri vermekte, devletler her gün nükleer füze tehditleriyle uyanmakta, terörist eylemler birbirini ardına gerçekleşmekte, nereden ne zaman geleceği belli olmayan hain saldırılar insanları dehşete sürüklemektedir. Müslüman ülkelerin cadde ve sokaklarında genç askerlerin, annelerin, bebeklerin cesetleri yatmakta, tüm dünya olan biteni bir kenardan izlemekle yetinmektedir. Dünyayı bu vahşete sürükleyen vebanın adı komünizmdir ve komünizm gitgide güçlenerek, adım adım dünya hakimiyetine doğru yol almaktadır.
pembe çiçek
Olan bitene seyirci kalanlar, "dünyada hala komünizm mi var?", "Darwinizm'e inanan kaldı mı?" diyenler, kendilerini küçücük dünyalarına hapsedip insanların ne kadar büyük bir felakete sürüklendiğini göremeyenler, bu vahşet ve korku ortamından sorumludurlar. Dehşet ve vahşetin temel sebebi bu kadar açıkken ve bu büyük tehlikenin tam anlamıyla ortadan kalkması için neler yapılması gerektiği tüm detaylarıyla ortaya konmuşken harekete geçmeyen, pasif davranan veya bile bile Darwinist-komünist sistemin destekçiliğini yapanlar, şehitlerimizin de, diğer İslam ülkelerinde şehit olan kardeşlerimizin de vebalini üzerlerine almış olurlar. Dünyayı etkisi altına almış olan ateist-komünist sisteme acizce teslim olmak, zavallıca olan biteni seyretmek ve bu kanlı sistemin hükümranlığı altına girmeye razı olmak gerçek Müslümanın yapacağı bir şey değildir. Bu ancak, bir inancı, ideolojisi ve davası olmayan, ümitsiz, amaçsız, sadece yaşamak ve yemek yemek azminde olan zavallıların ve acizlerin işidir.
Komünist sistem dünya çapında güçlü bir ideoloji olabilir. Ancak bu sahte ve batıl ideolojiyi, Hakka olan kuvvetli inanç ile fikren yerle bir etmek çok kolaydır. Çünkü her düşünce sistemi, her felsefe ve her inanç mutlaka Yüce Rabbimiz'in kontrolündedir ve Allah'ın "Ol" emri ile yıkılır gider. Ancak Yüce Allah, tüm dünyayı bir kan gölüne çevirmek isteyen bu komünist ideolojinin yıkılışına Müslümanları vesile kılmak istemektedir. Bunun için Müslümanlar:
  • Allah'a derin imanla bağlanmalı,
  • İslam Birliğini sağlamalı, İslam dünyasındaki bölünmüşlüğe son vermeli,
  • Dünya çapında, Darwinist-materyalist ideolojiyi ortadan kaldıracak anti-Darwinist bilimsel çalışma yapmalı,
  • Batıl ideolojilere karşı birlik olup,
  • Kuran'ın kendilerine emrettiği sevgi, barış, kardeşlik ve huzur sistemini yerleşik kılmalıdırlar.
Şu unutulmamalıdır ki, yeryüzündeki karışıklıkların, fitnelerin, belaların en büyük sebebini Müslümanların birlik olmaması oluşturmaktadır. Allah; Müslümanların arasındaki ayrılığı, fitne ve bozgunculukların sebebi olarak bildirmiştir:
İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)
dua eden çocuklar
Dünyanın dört bir yanında yaşanan zulümden habersiz bir şekilde evinde televizyon izleyerek sıcak çorbasını içen, sadece para ve rahatlık peşinde olup "herkesin derdi kendine" diyen, ateist-Darwinist-komünist ideolojiler dünyayı sarmışken bu sapkın inançlarla mücadele etmeyi bırakarak Müslümanları kendisine hasım edinen bir kısım Müslümanlar; Rabbimiz'in bu ayetine göre yeryüzündeki fitne ve bozgunculuğun sebebi olmaktan korkmalıdırlar. Yüce Allah Müslümanlardan "birlik olmalarını" istemektedir ve hiç şüphesiz birbirine kardeşçe sevgiyle sarılmış, tüm imkanlarıyla Allah yolunda gayret eden bir Müslüman birliğini güçlü kılacaktır. Rabbimiz bir diğer ayetinde "Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleri sever." (Saff Suresi, 4) şeklinde buyurmaktadır. Böyle bir birlik mutlaka zafere ulaşacaktır. Şimdiye kadar daima meydanı boş bulmuş, hiçbir inanç ve ideolojiyle susturulamamış olan Darwinist-komünist ideoloji, 5 bin yıllık tarih boyunca ilk defa gerçek bir inanç ve iman karşısında ezilip gidecektir. Bunun için Müslümanların imanlı, azimli, cesur, Allah'a güvenen, şevkli ve sevgi dolu olmaları ve her zaman için birlik içinde hareket etmeleri şarttır. Kuşkusuz ki güç ve kudretin tamamı Allah'a aittir ve elbette ki Allah, batılı yerle bir edecek ve İslam ahlakını yeryüzünde yerleşik kılacaktır:
Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara va'detmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl 'güç ve iktidar sahibi' kıldıysa, onları da yeryüzünde 'güç ve iktidar sahibi' kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır.(Nur Suresi, 55)

Evrim Yanılgısı



Darwinizm, yani evrim teorisi, Yaratılış gerçeğini reddetmek amacıyla ortaya atılmış, ancak başarılı olamamış bilim dışı bir safsatadan başka bir şey değildir. Canlılığın, cansız maddelerden tesadüfen oluştuğunu iddia eden bu teori, evrende ve canlılarda çok mucizevi bir düzen bulunduğunun bilim tarafından ispat edilmesiyle ve evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını ortaya koyan 300 milyona yakın fosilin bulunmasıyla çürümüştür. Böylece Allah'ın tüm evreni ve canlıları yaratmış olduğu gerçeği, bilim tarafından da kanıtlanmıştır. Bugün evrim teorisini ayakta tutmak için dünya çapında yürütülen propaganda, sadece bilimsel gerçeklerin çarpıtılmasına, taraflı yorumlanmasına, bilim görüntüsü altında söylenen yalanlara ve yapılan sahtekarlıklara dayalıdır.
Ancak bu propaganda gerçeği gizleyememektedir. Evrim teorisinin bilim tarihindeki en büyük yanılgı olduğu, son 20-30 yıldır bilim dünyasında giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Özellikle 1980'lerden sonra yapılan araştırmalar, Darwinist iddiaların tamamen yanlış olduğunu ortaya koymuş ve bu gerçek pek çok bilim adamı tarafından dile getirilmiştir. Özellikle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleontoloji gibi farklı alanlardan gelen çok sayıda bilim adamı, Darwinizm'in geçersizliğini görmekte, canlıların kökenini Yaratılış gerçeğiyle açıklamaktadırlar.
Evrim teorisinin çöküşünü ve yaratılışın delillerini diğer pek çok çalışmamızda bütün bilimsel detaylarıyla ele aldık ve almaya devam ediyoruz. Ancak konuyu, taşıdığı büyük önem nedeniyle, burada da özetlemekte yarar vardır.

Darwin'i Yıkan Zorluklar



Charles Darwin

Charles Darwin
Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan pagan bir öğreti olmakla birlikte, kapsamlı olarak 19. yüzyılda ortaya atıldı. Teoriyi bilim dünyasının gündemine sokan en önemli gelişme, Charles Darwin'in 1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabıydı. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki farklı canlı türlerini Allah'ın ayrı ayrı yarattığı gerçeğine kendince karşı çıkıyordu. Darwin'in yanılgılarına göre, tüm türler ortak bir atadan geliyorlardı ve zaman içinde küçük değişimlerle farklılaşmışlardı.
Darwin'in teorisi, hiçbir somut bilimsel bulguya dayanmıyordu; kendisinin de kabul ettiği gibi sadece bir "mantık yürütme" idi. Hatta Darwin'in kitabındaki "Teorinin Zorlukları" başlıklı uzun bölümde itiraf ettiği gibi, teori pek çok önemli soru karşısında açık veriyordu.
Darwin, teorisinin önündeki zorlukların gelişen bilim tarafından aşılacağını, yeni bilimsel bulguların teorisini güçlendireceğini umuyordu. Bunu kitabında sık sık belirtmişti. Ancak gelişen bilim, Darwin'in umutlarının tam aksine, teorinin temel iddialarını birer birer dayanaksız bırakmıştır.
Darwinizm'in bilim karşısındaki yenilgisi, üç temel başlıkta incelenebilir:
1) Teori, hayatın yeryüzünde ilk kez nasıl ortaya çıktığını asla açıklayamamaktadır.
2) Teorinin öne sürdüğü "evrim mekanizmaları"nın, gerçekte evrimleştirici bir etkiye sahip olduğunu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur.
3) Fosil kayıtları, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktadır.
Bu bölümde, bu üç temel başlığı ana hatları ile inceleyeceğiz.

Aşılamayan İlk Basamak: Hayatın Kökeni


Evrim teorisi, tüm canlı türlerinin, bundan yaklaşık 3.8 milyar yıl önce ilkel dünyada ortaya çıkan tek bir canlı hücreden geldiklerini iddia etmektedir. Tek bir hücrenin nasıl olup da milyonlarca kompleks canlı türünü oluşturduğu ve eğer gerçekten bu tür bir evrim gerçekleşmişse neden bunun izlerinin fosil kayıtlarında bulunamadığı, teorinin açıklayamadığı sorulardandır. Ancak tüm bunlardan önce, iddia edilen evrim sürecinin ilk basamağı üzerinde durmak gerekir. Sözü edilen o "ilk hücre" nasıl ortaya çıkmıştır?
Evrim teorisi, Yaratılış'ı cahilce reddettiği için, o "ilk hücre"nin, hiçbir plan ve düzenleme olmadan, doğa kanunları içinde kör tesadüflerin ürünü olarak meydana geldiğini iddia eder. Yani teoriye göre, cansız madde tesadüfler sonucunda ortaya canlı bir hücre çıkarmış olmalıdır. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji kanunlarına aykırı bir iddiadır. 

"Hayat Hayattan Gelir"


Darwin, kitabında hayatın kökeni konusundan hiç söz etmemişti. Çünkü onun dönemindeki ilkel bilim anlayışı, canlıların çok basit bir yapıya sahip olduklarını varsayıyordu. Ortaçağ'dan beri inanılan "spontane jenerasyon" adlı teoriye göre, cansız maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canlı bir varlık oluşturabileceklerine inanılıyordu. Bu dönemde böceklerin yemek artıklarından, farelerin de buğdaydan oluştuğu yaygın bir düşünceydi. Bunu ispatlamak için de ilginç deneyler yapılmıştı. Kirli bir paçavranın üzerine biraz buğday konmuş ve biraz beklendiğinde bu karışımdan farelerin oluşacağı sanılmıştı. Etlerin kurtlanması da hayatın cansız maddelerden türeyebildiğine bir delil sayılıyordu. Oysa daha sonra anlaşılacaktı ki, etlerin üzerindeki kurtlar kendiliklerinden oluşmuyorlar, sineklerin getirip bıraktıkları gözle görülmeyen larvalardan çıkıyorlardı.
Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabını yazdığı dönemde ise, bakterilerin cansız maddeden oluşabildikleri inancı, bilim dünyasında yaygın bir kabul görüyordu. Oysa Darwin'in kitabının yayınlanmasından beş yıl sonra, ünlü Fransız biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluşturan bu inancı kesin   olarak çürüttü. Pasteur yaptığı uzun çalışma ve deneyler sonucunda vardığı sonucu şöyle özetlemişti: "Cansız maddelerin hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak tarihe gömülmüştür."
Evrim teorisinin savunucuları, Pasteur'ün bulgularına karşı uzun süre direndiler. Ancak gelişen bilim, canlı hücresinin karmaşık yapısını ortaya çıkardıkça, hayatın kendiliğinden oluşabileceği iddiasının geçersizliği daha da açık hale geldi.
Kambriyen
Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller, salyangozlar, trilobitler, süngerler, solucanlar, deniz anaları, deniz yıldızları, yüzücü kabuklular, deniz zambakları gibi kompleks omurgasız türlerine aittir. İlginç olan, birbirinden çok farklı olan bu türlerin hepsinin bir anda ortaya çıkmalarıdır. Bu yüzden jeolojik literatürde bu mucizevi olay, "Kambriyen Patlaması" olarak anılır.

Evrim Yanılgısı Darwinizm, yani evrim teorisi, Yaratılış gerçeğini reddetmek amacıyla ortaya atılmış, ancak başarılı olamamış bilim dışı bir safsatadan başka bir şey değildir. Canlılığın, cansız maddelerden tesadüfen oluştuğunu iddia eden bu teori, evrende ve canlılarda çok mucizevi bir düzen bulunduğunun bilim tarafından ispat edilmesiyle ve evrimin hiçbir zaman yaşanmadığını ortaya koyan 300 milyona yakın fosilin bulunmasıyla çürümüştür. Böylece Allah'ın tüm evreni ve canlıları yaratmış olduğu gerçeği, bilim tarafından da kanıtlanmıştır. Bugün evrim teorisini ayakta tutmak için dünya çapında yürütülen propaganda, sadece bilimsel gerçeklerin çarpıtılmasına, taraflı yorumlanmasına, bilim görüntüsü altında söylenen yalanlara ve yapılan sahtekarlıklara dayalıdır. Ancak bu propaganda gerçeği gizleyememektedir. Evrim teorisinin bilim tarihindeki en büyük yanılgı olduğu, son 20-30 yıldır bilim dünyasında giderek daha yüksek sesle dile getirilmektedir. Özellikle 1980'lerden sonra yapılan araştırmalar, Darwinist iddiaların tamamen yanlış olduğunu ortaya koymuş ve bu gerçek pek çok bilim adamı tarafından dile getirilmiştir. Özellikle ABD'de, biyoloji, biyokimya, paleontoloji gibi farklı alanlardan gelen çok sayıda bilim adamı, Darwinizm'in geçersizliğini görmekte, canlıların kökenini Yaratılış gerçeğiyle açıklamaktadırlar. Evrim teorisinin çöküşünü ve yaratılışın delillerini diğer pek çok çalışmamızda bütün bilimsel detaylarıyla ele aldık ve almaya devam ediyoruz. Ancak konuyu, taşıdığı büyük önem nedeniyle, burada da özetlemekte yarar vardır. Darwin'i Yıkan Zorluklar Charles Darwin Evrim teorisi, tarihi eski Yunan'a kadar uzanan pagan bir öğreti olmakla birlikte, kapsamlı olarak 19. yüzyılda ortaya atıldı. Teoriyi bilim dünyasının gündemine sokan en önemli gelişme, Charles Darwin'in 1859 yılında yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabıydı. Darwin bu kitapta dünya üzerindeki farklı canlı türlerini Allah'ın ayrı ayrı yarattığı gerçeğine kendince karşı çıkıyordu. Darwin'in yanılgılarına göre, tüm türler ortak bir atadan geliyorlardı ve zaman içinde küçük değişimlerle farklılaşmışlardı. Darwin'in teorisi, hiçbir somut bilimsel bulguya dayanmıyordu; kendisinin de kabul ettiği gibi sadece bir "mantık yürütme" idi. Hatta Darwin'in kitabındaki "Teorinin Zorlukları" başlıklı uzun bölümde itiraf ettiği gibi, teori pek çok önemli soru karşısında açık veriyordu. Darwin, teorisinin önündeki zorlukların gelişen bilim tarafından aşılacağını, yeni bilimsel bulguların teorisini güçlendireceğini umuyordu. Bunu kitabında sık sık belirtmişti. Ancak gelişen bilim, Darwin'in umutlarının tam aksine, teorinin temel iddialarını birer birer dayanaksız bırakmıştır. Darwinizm'in bilim karşısındaki yenilgisi, üç temel başlıkta incelenebilir: 1) Teori, hayatın yeryüzünde ilk kez nasıl ortaya çıktığını asla açıklayamamaktadır. 2) Teorinin öne sürdüğü "evrim mekanizmaları"nın, gerçekte evrimleştirici bir etkiye sahip olduğunu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur. 3) Fosil kayıtları, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksine bir tablo ortaya koymaktadır. Bu bölümde, bu üç temel başlığı ana hatları ile inceleyeceğiz. Aşılamayan İlk Basamak: Hayatın Kökeni Evrim teorisi, tüm canlı türlerinin, bundan yaklaşık 3.8 milyar yıl önce ilkel dünyada ortaya çıkan tek bir canlı hücreden geldiklerini iddia etmektedir. Tek bir hücrenin nasıl olup da milyonlarca kompleks canlı türünü oluşturduğu ve eğer gerçekten bu tür bir evrim gerçekleşmişse neden bunun izlerinin fosil kayıtlarında bulunamadığı, teorinin açıklayamadığı sorulardandır. Ancak tüm bunlardan önce, iddia edilen evrim sürecinin ilk basamağı üzerinde durmak gerekir. Sözü edilen o "ilk hücre" nasıl ortaya çıkmıştır? Evrim teorisi, Yaratılış'ı cahilce reddettiği için, o "ilk hücre"nin, hiçbir plan ve düzenleme olmadan, doğa kanunları içinde kör tesadüflerin ürünü olarak meydana geldiğini iddia eder. Yani teoriye göre, cansız madde tesadüfler sonucunda ortaya canlı bir hücre çıkarmış olmalıdır. Ancak bu, bilinen en temel biyoloji kanunlarına aykırı bir iddiadır. "Hayat Hayattan Gelir" Darwin, kitabında hayatın kökeni konusundan hiç söz etmemişti. Çünkü onun dönemindeki ilkel bilim anlayışı, canlıların çok basit bir yapıya sahip olduklarını varsayıyordu. Ortaçağ'dan beri inanılan "spontane jenerasyon" adlı teoriye göre, cansız maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canlı bir varlık oluşturabileceklerine inanılıyordu. Bu dönemde böceklerin yemek artıklarından, farelerin de buğdaydan oluştuğu yaygın bir düşünceydi. Bunu ispatlamak için de ilginç deneyler yapılmıştı. Kirli bir paçavranın üzerine biraz buğday konmuş ve biraz beklendiğinde bu karışımdan farelerin oluşacağı sanılmıştı. Etlerin kurtlanması da hayatın cansız maddelerden türeyebildiğine bir delil sayılıyordu. Oysa daha sonra anlaşılacaktı ki, etlerin üzerindeki kurtlar kendiliklerinden oluşmuyorlar, sineklerin getirip bıraktıkları gözle görülmeyen larvalardan çıkıyorlardı. Darwin'in Türlerin Kökeni adlı kitabını yazdığı dönemde ise, bakterilerin cansız maddeden oluşabildikleri inancı, bilim dünyasında yaygın bir kabul görüyordu. Oysa Darwin'in kitabının yayınlanmasından beş yıl sonra, ünlü Fransız biyolog Louis Pasteur, evrime temel oluşturan bu inancı kesin olarak çürüttü. Pasteur yaptığı uzun çalışma ve deneyler sonucunda vardığı sonucu şöyle özetlemişti: "Cansız maddelerin hayat oluşturabileceği iddiası artık kesin olarak tarihe gömülmüştür."1 Evrim teorisinin savunucuları, Pasteur'ün bulgularına karşı uzun süre direndiler. Ancak gelişen bilim, canlı hücresinin karmaşık yapısını ortaya çıkardıkça, hayatın kendiliğinden oluşabileceği iddiasının geçersizliği daha da açık hale geldi. Kambriyen kayalıklarında bulunan fosiller, salyangozlar, trilobitler, süngerler, solucanlar, deniz anaları, deniz yıldızları, yüzücü kabuklular, deniz zambakları gibi kompleks omurgasız türlerine aittir. İlginç olan, birbirinden çok farklı olan bu türlerin hepsinin bir anda ortaya çıkmalarıdır. Bu yüzden jeolojik literatürde bu mucizevi olay, "Kambriyen Patlaması" olarak anılır. 20. Yüzyıldaki Sonuçsuz Çabalar


Alexander Oparin
Rus biyolog Alexander Oparin
20. yüzyılda hayatın kökeni konusunu ele alan ilk evrimci, ünlü Rus biyolog Alexander Oparin oldu. Oparin, 1930'lu yıllarda ortaya attığı birtakım tezlerle, canlı hücresinin tesadüfen meydana gelebileceğini ispat etmeye çalıştı. Ancak bu çalışmalar başarısızlıkla sonuçlanacak ve Oparin şu itirafı yapmak zorunda kalacaktı: "Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine alan en karanlık noktayı oluşturmaktadır."      
Oparin'in yolunu izleyen evrimciler, hayatın kökeni konusunu çözüme kavuşturacak deneyler yapmaya çalıştılar. Bu deneylerin en ünlüsü, Amerikalı kimyacı Stanley Miller tarafından 1953 yılında düzenlendi. Miller, ilkel dünya atmosferinde olduğunu iddia ettiği gazları bir deney düzeneğinde birleştirerek ve bu karışıma enerji ekleyerek, proteinlerin yapısında kullanılan birkaç organik molekül (aminoasit) sentezledi.
O yıllarda evrim adına önemli bir aşama gibi tanıtılan bu deneyin geçerli olmadığı ve deneyde kullanılan atmosferin gerçek dünya koşullarından çok farklı olduğu, ilerleyen yıllarda ortaya çıkacaktı.
Uzun süren bir sessizlikten sonra Miller'in kendisi de kullandığı atmosfer ortamının gerçekçi olmadığını itiraf etti.
Hayatın kökeni sorununu açıklamak için 20. yüzyıl boyunca yürütülen tüm evrimci çabalar hep başarısızlıkla sonuçlandı. San Diego Scripps Enstitüsü'nden ünlü jeokimyacı Jeffrey Bada, evrimci Earth dergisinde 1998 yılında yayınlanan bir makalede bu gerçeği şöyle kabul eder: